AIDS nedir? ve Dövme ile bulaşır mı? ve Ülkemizdeki vakalar
Türkiye'de ilk AIDS vakası 1985 yılında görüldü. Aynı yıl bir de taşıyıcı
tespit edildi. Sonraki her yıl taşıyıcı ve AIDS vakalarının sayısı fiderek
arttı. Aralık 2001 TC. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde 1325
HIV/AIDS vakası vardır. Bunların 404'ü AIDS basamağına ulaşmış, 921 kişiyse
taşıyıcıdır. Ancak özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda
kişilerin sağlık kurumlarına başvurmamaları ve kayıt sisteminin yeterli
olmaması, bu sayının gerçekleri yansıtmadığını düşündürüyor.
Türkiye'de HIV/AIDS vakalarına en sık20-49 yaşlar arasında arasında
rastlanıyor. Cinsiyete göre dağılım erkeklerde %71.3, kadınlarda %28.7.
Türkiye'de bulaşma yollarına göre HIV/AIDS vakaları incelendiğinde; %49.2'sinin
heteroseksüel cinsel temas, %8.24'ünün damar içi madde kullanımı, %8.15'inin
homoseksüel cinsel temas, %3.33 transfüzyon, %1.23'ünün anneden bebeğe
geçiş, %0.88'inin hemofili ve %28.13'ününse büyük oranda eksik bildirimden
ve bilinmeyenlerden kaynaklandığı görülüyor.
Türkiye'de HIV/AIDS Vakalarının Yıllara Göre Dağılımı
(Sağlık Bakanlığı Aralık 2000)
| Yıllar |
AIDS
Vakası |
Taşıyıcı |
Toplam |
|
1985 |
1 |
1 |
2 |
|
1986 |
2 |
3 |
5 |
|
1987 |
7 |
27 |
34 |
|
1988 |
9 |
26 |
35 |
|
1989 |
11 |
20 |
31 |
|
1990 |
14 |
19 |
33 |
|
1991 |
17 |
21 |
38 |
|
1992 |
28 |
36 |
64 |
|
1993 |
29 |
45 |
74 |
|
1994 |
34 |
52 |
86 |
|
1995 |
34 |
57 |
91 |
|
1996 |
37 |
82 |
119 |
|
1997 |
38 |
105 |
143 |
|
1998 |
29 |
80 |
109 |
|
1999 |
28 |
91 |
119 |
|
2000 |
46 |
112 |
158 |
|
2001 |
40 |
144 |
188 |
|
Toplam |
404 |
921 |
1325 |
2002 Yılı UNAIDS Araştırma Raporu 2002 yılı itibariyle Türkiye’nin
nüfusu 69.7 milyondur.Nüfusun yaklaşık olarak üçte ikisi (%70)
kentsel alanlarda yaşamaktadır. Doğumda beklenen yaşam süresi 68.8
yıldır ve 6 yaşın üstündeki nüfusun yüzde 15’i okuma yazma bilmemektedir.
Nüfusun yaklaşık yarısı 25 yaşın altındadır ve HIV/AIDS’in saldırgan etkilerine
çok açık olan adölesan yaş grubunun oranı yüzde 19,5’tur. Evlilik
Türkiye’de hemen hemen genel bir olgudur. İlk evlilik medyan yaşında sürekli
bir artış gözlemlenmektedir, ki bu 25 – 49 yaş grubunda, erkekler
için yaklaşık olarak 24 yaş, kadınlar için 19.5 yaştır.
İlk AIDS vakası 1985 yılında teşhis edilmiştir. Rapor edilen
HIV pozitif ve AIDS vakalarının toplam sayısı 1985 – 2001 yılları arasındaki
dönemde 1.325’e ulaşmıştır. Bu rakam resmi olarak rapor edilen 404
AIDS vakasını ve 921 HIV taşıyıcısını içine alır. 1985 ve 2001 arasındaki
dönemde AIDS ile ilgili sebeplere bağlı 68 ölüm vakası bildirilmiştir.Başlangıçta
rapor edilen vakaların yaklaşık olarak tamamı intravenöz madde bağımlıları,
yabancılar, kan transfüzyonu yapılmış hastalar ve yabancı ülkelerden dönüş
yapmış Türk işçileriydi. 1990’ların ikinci yarısından itibaren bu tablo
değişmeye başlamıştır ve rapor edilen vakalarda toplumun değişik kesimlerinden
bireylerin de içinde yer aldığı hızlı bir artışın işaretleri gözlemlenebilir
hale gelmiştir. Ancak, sürveyans sistemindeki ve sağlık bilgi ağındaki
sorunlara bağlı olarak, resmi rakamlar vakaların gerçek sayısını yansıtmamaktadır.
Aynı şekilde, vaka bildirim sistemi tanılanmış vakaların epidemiyolojik
analizi için yetersizdir. Sifiliz, hepatit B – C ve HIV/AIDS gibi
ihbarı zorunlu cinsel yolla bulaşan hastalıklar, en yüksek insidans oranlarına
sahip CYBH’dır. Öte yandan, uzmanların tahminlerine göre HIV/AIDS
vakalarının toplam sayısı, epideminin başlangıcından bu yana 7.000 ila
14.000 arasında değişiklik göstermektedir.
Doğu Avrupa’daki pek çok bölgesel ülkeyle karşılaştırıldığında, bazı
cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS insidans oranları büyük ölçüde
düşüktür. HIV/AIDS vakalarının her 100.000 kişide 1.96 olan oranı gözönünde
bulundurulduğunda HIV/AIDS’in ülkedeki son durumu, “nüfusun geneline sınırlı
sızma ile erken safhada” olarak tarif edilebilir.
Resmi olarak rapor edilen HIV/AIDS vakalarının büyük bir çoğunluğu
15 – 39 yaş grubunda kümelenmektedir. Bu, infekte bireylerin üçte ikisinin
virüsle 20’li yaşlarında temas ettikleri anlamına gelmektedir. Rapor edilen
vakaların arasında, heteroseksüel cinsel temas ana bulaşma yoludur. HIV
pozitif vakalarının cinsiyete göre dağılımı, erkekler ve kadınlar arasında
bir denge oluşacak şekilde değişmeye başlamıştır. 15 – 19 yaş grubunda
HIV ile infekte çocukların üçte ikisini kızlar oluşturmaktadır. HIV vakalarında
anneden bebeğe geçiş etkeninin payı yüzde 1,36’dır. Bununla birlikte,
çocukların virüsü kapmalarının gerçek nedenlerini saptamak neredeyse imkansızdır.
Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de, bağışlanan kanların HIV antikorları
yönünden rutin olarak taranması, kan transfüzyonundan veya kan ürünlerinden
kaynaklanan infeksiyon riskini önemli ölçüde azaltmıştır (%3). Aşağıda
sıralanan önlemler kan ve kan ürünleri kanalıyla HIV bulaşmasının önlenmesi
için alınmıştır: Kan bağışı, kan almanın başlıca yoludur ancak ihtiyaç
olduğu hallerde tanımlanmış ünitelerden ücret karşılığında alınabilir.
Kan transfüzyonlarının güvenilirliğini garanti etmek için kan ticareti
yasayla kesin olarak menedilmiştir. Kan ve kan ürünleriyle çalışan kurum
ve kuruluşlar faaliyetlerini Sağlık Bakanlığı’nın kontrolü altında sürdürürler.
Kan ürünleri üretim ünitelerinin kurulması ve yönetimi bakanlığın onayına
bağlıdır. Kan donörleri her bağışta AIDS, hepatit B – C, sifiliz, vb.
kan grup testlerinden ücretsiz olarak yararlanırlar.
İntravenöz madde bağımlılarının kümülatif HIV pozitif vakaları içindeki
payı yüzde 7,55’tir. Bu rakam Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesindeki HIV
pozitif intravenöz madde bağımlılarının payıyla kıyaslandığında oldukça
düşüktür. HIV pozitif olan intravenöz madde bağımlılarının büyük bir çoğunluğu
erkektir.
Resmi bildirimler ve epidemiyolojik araştırma sonuçları, Türkiye’de
hiç bir bölgenin, HIV/AIDS dahil, cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı
bağışıklı olmadığını göstermektedir. HIV/AIDS vakalarının büyük bir çoğunluğu,
İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya ve Bursa gibi Batı illerinin kent merkezlerinden
resmi olarak rapor edilmiştir. İki nedene bağlı olarak HIV/AIDS vakalarının
kırsal ve kentsel ayırımını bildirecek şekilde veri mevcut değildir: birincisi,
cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS resmi olarak il düzeyinde
rapor edilmektedir ve ikincisi, vaka bildirimi ikamet edilen yerle ilgi
detayları içermemektedir.
Türkiye’de sentinel sürveyans alanları mevcut değildir ancak HIV sürveyans
sistemi ülkede test yapılan bütün alanları kapsamına alır. Sistem, kan
donörleri, kayıtlı seks işçileri, güvenlik birimlerince gözaltına alınan
illegal seks işçileri ve kısa dönem bedelli askerler (yurtdışında yaşayan
ve ülkede zorunluk askerlik görevini yerine getirenler) dahil olmak üzere,
bazı risk grupları içinde infeksiyonun yayılımının izlenmesi için tasarlanmıştır.
Bu sistem, HIV pozitif bireylerin yanısıra risk grupları için de sosyal
destek programları mevcut olmadığından, bazı insan hakları ihlallerine
sebep olabilmektedir. Serosürveyans sistemi içindeki bu gruplara ek olarak,
ameliyat öncesinde HIV yönünden tarama rutin olarak bütün hastanelerde
yapılmaktadır. Yanısıra, hamile kadınlar, kan testi yapılan hastalar,
evlilik başvurusunda bulunanlar gibi çeşitli gruplar da son yıllarda
sero sürveyans sistemine dahil edilmişlerdir. Sınırlı kaynaklara ve ortaya
çıkan etik problemlere bağlı olarak, tarama programlarına eklenen yeni
gruplar daha ileri boyutta sorunlara yol açacak gibi görünmektedir.
Geniş kapsamına rağmen sürveyans sistemi, HIV infeksiyonunun ilerlemesinin
sistematik olarak izlenmesini temin edecek yeterlilikten oldukça uzaktır.
Sistemin başarısızlığı başlıca iki nedenden kaynaklanmaktadır: alandan,
bilhassa özel sektörden güvenilir, güncel ve detaylı veri akışını sınırlayan
yetersiz sağlık bilgi altyapısı ve merkezdeki yetersiz insan gücü sayısı
ve uzmanlık. HIV/AIDS dahil olmak üzere, CYBI ve CYBH‘ın epidemiyolojisini
araştırmayı amaçlayan bilimsel araştırmalar yetersizdir ve ulusal ve uluslararası
donörler tarafından pek fazla desteklenmez. Bu sebeple genellikle ilgili
alanları küçük bir coğrafi sahada yaşayan spesifik risk gruplarıyla
sınırlıdır ve akademik personelin kişisel gayretleriyle yürütülmektedir.
HIV testi, kamu ve özel sektör sağlık üniteleri ve bu alanda faaliyet
gösteren bazı gönüllü kuruluşlar tarafından, ülkenin her yerinde yapılmaktadır.
İlke olarak testler gönüllülük esasına göre ve gizlidir (isimsiz). Kan
donörleri, kayıtlı seks işçileri, güvenlik birimlerince gözaltına alınan
illegal seks işçileri ve kısa dönem bedelli askerlik yapanlar (yurtdışında
yaşayan ve ülkede zorunluk askerlik görevini yerine getirenler) gibi nüfus
grupları içindeki bireylere, ulusal sero sürveyans sistemi çerçevesinde
sistematik olarak test yapılır. Diğer gruplara yönelik test prensiplerinde
bir tekbiçimlilik mevcut değildir, uygulanma kurumsal, yasal ve kişisel
anlayışla yönlendirilir. Örneğin, hamile kadınlara kamuya ait hastanelerde
ve üniversite hastanelerinde HIV antikor testi yapılmasına karşın, bu
özel hastanelerde rutin bir uygulama değildir. Cerrahi müdahale öncesi
HIV antikor testi zorunlu görülürken, acil müdahaleler test yapılmadan
da uygulanabilmektedir. Öte yandan, HIV antikor testi için başvuran bireylere
test öncesi ve sonrası danışmanlık hizmetleri planlanmamıştır. Test öncesi
ve sonrası danışma için yardımcı olabilecek eğitimli personel sayısı oldukça
sınırlıdır.
HIV pozitif tahlillerin doğrulanmasında ülke genelinde sekiz onay merkezi
hizmet vermektedir. Zaman ve paradan tasarruf edebilmek ve kalifiye ve
deneyimli insan gücü açığının üstesinden gelebilmek için, HIV pozitif
serumlar ülkenin üç büyük ilinde bulunan onay merkezlerine sevkedilmektedir.
Bu uygulamanın, örneklerin kirlenme ve kaybolma riski gibi dezavantajları
olmasına rağmen uzmanlar, onay merkezlerinden ziyade test merkezlerinin
sayısını artırma düşüncesini daha çok destekleme eğilimindedirler.
Hem kamu hem de özel sektörde HIV antikor testi için alınan ücretler
makul olmakla birlikte, ileri seviyede testlerin ve AIDS’in antiretroviral
tedavisinde kullanılan ilaçların fiyatları ülkede yaşayan hemen herkes
için oldukça yüksektir. Uygulamada bazı aksaklıklarla karşılanmakla birlikte,
kamu sosyal güvenlik kurumları ve devletin sağlık yardımı programları,
AIDS ile yaşayan bireylerin tedavileri sırasındaki her tür testin masrafını
karşılamaktadır.
Türkiye’de, antiretroviral tedavinin başlatılması ve takibine yönelik
değerlendirme yapmak amacıyla CD4 seviyesinin tanımlanmasına yönelik bütün
teknik olanaklar bulunurken, viral yük sayımı için kısmen yeterli
olanaklar mevcuttur. Antiretroviral tedavi dünya standartlarına uygun
olarak yapılabilmekte, ve prensip olarak herkes için antiretroviral tedavi
devlet tarafından sağlanmaktadır. Bununla birlikte, sosyal güvenlik ve
sağlık kurumları arasında çıkan bürokratik sorunlara bağlı olarak, tedavi
yarıda kesilebilmektedir. Öte yandan devlet yetkilileri antiretroviral
tedavinin finansmanının sürdürülebilirliği konusuyla çok ilgili değillerdir.
Bir başka deyişle, önümüzdeki yıllar için devletin antiretroviral tedavinin
masraflarının karşılanmasına yönelik bir finansal planı yoktur.
HIV/AIDS’e Karşı Savunmasızlığı ve Duyarlılığı Belirleyici Faktörler
Türkiye’nin demografik, toplumsal ve ekonomik özellikleri, HIV/AIDS
dahil olmak üzere, cinsel yolla bulaşan hastalıkların hızla yayılması
için uygun bir zemin oluşturur. Genç ve son derece hareketli nüfus yapısı,
düşük eğitim düzeyi, halkın bilinçli olmaması, yetersiz sağlık bakım sistemi,
devlet yetkililerinin HIV epidemisinin kamu sağlığı açısından taşıdığı
riski büyük ölçüde yadsımaları ve kayıtsız kalmaları, cinsel yolla bulaşan
hastalıklar ve HIV/AIDS karşısında savunmasızlığı oldukça artıran başlıca
faktörlerdir.
Turizm sektöründeki gelişmelerin beraberinde, özellikle Doğu Avrupa
ve Orta Asya ülkelerinden gelen ziyaretçilerin sayısı da artmaktadır.
Bu bölgedeki ülkelerin çoğu, dünyadaki en hızlı büyüyen HIV epidemisinin
yanısıra cinsel yolla bulaşan hastalıkların yüksek oranlarından olumsuz
etkilenmektedir ve seks işinden para kazanmak amacıyla önemli sayıda kadın
bu ülkelerden Türkiye’ye gelmektedir. HIV epidemisine duyarlılıkla ilgili
olarak, büyük kısmı batı Avrupa ülkelerinde olmak üzere yurtdışında sürekli
yaşayan 3,5 milyon Türk vatandaşının ülkeye düzenli ziyaretlerinden de
söz etmek yerinde olur.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklara ve HIV/AIDS’e karşı savunmasızlığı
ve duyarlılığı artıran söz konusu faktörlere rağmen Sağlık Bakanlığı tedavi
edici sağlık hizmetlerine daha yüksek öncelik tanımaktadır. Birinci basamak
ve koruyucu sağlık hizmetlerine verilen önem oldukça sınırlıdır ve temel
olarak, anne çocuk sağlığı ve aile planlaması konuları üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Bölgeler arasında hem sağlık bakım altyapısı ve sağlık personelinin dağılımı,
hem de hizmetlerin kalitesi açısından gözlemlenen önemli eşitsizliklere
bağlı olarak, üreme sağlığı göstergeleri ülke genelinde büyük ölçüde değişiklikler
göstermektedir. Sağlık kadrolarının mezuniyet öncesi, mezuniyet sonrası
ve hizmet içi eğitimlerinin güçlendirilmesi yoluyla üreme sağlığı hizmetlerinin
niteliğinin iyileştirilmesi ve HIV/AIDS dahil, cinsel yolla bulaşan
hastalıklarla etkin bir biçimde ilgilenmelerini sağlayacak yeterliliğe
ulaştırılması gerekmektedir.
Nüfusun, özellikle kadınların üreme sağlığı durumu, aynı gelişme düzeyindeki
ülkelerle kıyaslandığında geridir. Yaşam beklentisindeki iyileşmeye karşın
ana ve çocuk mortalite hızları hâlâ bölgesel ortalamaların altındadır.
1998 Nüfus ve Sağlık Araştırması’nın bazı bulguları, ülkede üreme sağlığının
olumsuz durumunu belirtmek açısından anlamlı olabilir: istenmeyen gebeliklerin
oranı yüzde 19’dur, hamile kadınların yaklaşık üçte biri antenatal bakım
görmemektedir ve doğumların dörtte biri sağlık tesisleri dışında yapılmaktadır.
Tüm doğumların beşte biri doktorun veya eğitimli sağlık personelinin yardımı
olmadan gerçekleşmektedir. Gebeliği önleyici modern yöntemlerin kullanılma
oranı düşüktür. Evli erkekler arasında kondom kullananların yüzdesi 11,4’tür.
Nüfusun sosyo–ekonomik özellikleriyle ilgili olarak, kırsal ve kentsel
alanlar ve bölgeler arasında da önemli eşitsizlikler gözlemlenmektedir.
Bölgeler arasında mevcut eşitsizliklere ek olarak, 1999 yılında yaşanan
depremler, 2000 ve 2001 yıllarındaki ekonomik krizler, ekonomik büyüme,
işsizlik düzeyi ve gelir dağılımı üzerinde yıkıcı etkiler yaratmıştır.
Bu da yoksulluğu ve nüfusun, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS
dahil, infeksiyöz hastalıklar karşısında savunmasızlığını artırmıştır.
Gelişen turizm kapasitesi ve iyileşen ulaşım olanakları, ekonomik durgunluğun
giderilmesinin çareleri gibi gözükmelerine karşın, ülkeye yılda 10 milyondan
fazla turistin gelmesi CYBH ve HIV/AIDS salgını riskini artırmaktadır.
2000 yılı itibariyle, nüfusun yüzde 85,9’ü sağlık riskleriyle ilgili
olarak sigortalıdır. Sosyal güvenlik sistemlerinin kapsamında olmayanlar
devletin sosyal yardım programlarından yararlanırlar.
Türkiye, büyük ölçüde heterojen sosyal ve kültürel yapısının yanısıra
Avrupa ve Orta Doğu’daki en büyük ve kalabalık ülkelerden biridir. Erkek
ve kadınların birbirleriyle olan ilişkilerinde geleneksel formlar cinsel
tutum ve düşüncelere hakimdir. Kadın ve erkek arasındaki cinsel ilişki
evlilikle sınırlandırılmıştır. Erkeklerin evlilik öncesi ve evlilik dışı
ilişkilerinin zımnen hoşgörülmesine karşın toplumsal normlar, üreme sağlığına
ilişkin sorunları bile olsa, kadınların cinsellik ve üreme sağlığı hakkında
bilgi arayışlarını veya etraflı bilgi sahibi olmasını özellikle kırsal
bölgelerde, uygun görmez. Etik anlayışlar hem kadınların hem de erkeklerin
üreme sağlığına ilişkin bilgiye erişimini sınırlamaktadır. Sonuç olarak,
sadece cinsel yolla bulaşan infeksiyonların önlenmesi için farkındalığın
artırılmasında değil, aynı zamanda koruyucu ve tedavi edici üreme sağlığı
hizmetlerine erişimde de önemli zorluklarla karşılaşılmaktadır.
Genel olarak halkın HIV/AIDS’den haberdar olmasına rağmen, bireylerin
infeksiyona, bulaşma yollarına, korunma yöntemlerine ilişkin bilgileri
yetersiz hatta yanlıştır. HIV/AIDS dahil, üreme sağlığı ve aile planlamasıyla
ilgili bilgi ilköğretim (7nci sınıf) ve lise müfredatına dahil edilmiştir
ancak içeriği çok sınırlıdır. Bununla beraber, akademik araştırmaların
sonuçlarına göre HIV/AIDS dahil, cinsel yolla bulaşan hastalıklara dair
farkındalık düzeyi, özellikle büyük kentlerde yaşayan lise ve üniversite
öğrencileri arasında en yüksektir.
Tüm nüfus grupları için HIV/AIDS ile ilgili bilginin ana kaynağı televizyondur.
Televizyon yayınlarının ülkenin her tarafından izlenebiliyor olmasına
rağmen, kırsal alanlarda yaşayan gençlerin HIV/AIDS’in bulaşma yollarının
yanısıra korunma yolları hakkında da yeterli bilgi edinebilmeleri ihtimali
daha düşüktür. Gençlerin çoğu kondomun HIV/AIDS’den koruduğunu bilmelerine
karşın, kondom gebeliği önleyici yöntemler arasında bile en az popüler
olandır. HIV tehlikesinin özellikle okula gitmeyen ve çalışmayan
gençler için son derece fazla olduğu izlenimi vardır. Bu grup, HIV/AIDS’e
müdahaleyi hedefleyen koruyucu (her şeyden önce, bilgilendirici) faaliyetlerin
kapsamına en az girendir ve kondom satın almak için mali olanakları ziyadesiyle
sınırlıdır.
Türkiye’de fuhuş ticareti yasalarla düzenlenmiştir. Kayıtlı seks işçilerinin
çalışma koşulları ve sağlık durumları, İl Sağlık Müdürlüğü gibi ilgili
kamu daireleri, yerel yönetimler ve güvenlik birimleri tarafından kontrol
edilir ve izlenir. Son yıllarda kontrolsüz seks pazarı, özellikle ülkenin
büyük kentlerinde çalışan illegal seks işçilerinin sayısındaki önemli
artışla, cinsel yolla bulaşan infeksiyonların riskini artırmıştır. Cinsel
yolla bulaşan hastalıkların ve HIV/AIDS’in prevelans oranlarının yüksek
olduğu Doğu Avrupa ülkelerinden gelen seks işçilerinin iç pazarın bir
parçası olmaları, bu artışta en önemli rolü oynamıştır.
Sonuç olarak, akademik çalışmalar Türkiye’deki seks pazarında çalışan
göçmen seks işçileri arasında oldukça yüksek düzeylerde CYBH ve HIV pozitivitesi
olduğunu ve müşterileri arasında kondom kullanma düzeyinin düşük olduğunu
göstermektedir. HIV/AIDS dahil, cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesi
konusunda yapılacak halk eğitim programları vasıtasıyla halkın farkındalık
düzeyinin yükseltilmesine acil gereksinim olduğu aşikârdır.
Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan sirkülerlerin dışında Türkiye’de
HIV/AIDS’e dair özel bir yasa yoktur. HIV/AIDS ile ilgili hemen hemen
tüm konular, infeksiyöz hastalıklarla ve cinsel yolla bulaşan spesifik
hastalıklarla, esas olarak sifilizle ilgili mevzuat çerçevesinde dikkate
alınmakta ve değerlendirilmektedir. Halen yürürlükte olan tarihi oldukça
eskimiş mevzuat, ne bugünün gereksinimlerini tatmin edici bir şekilde
yanıtlamaya ne de HIV/AIDS dahil, cinsel yolla bulaşan hastalıkların giderek
artan riskinin etkin bir biçimde üstesinden gelmeye uygundur. Önleme,
test, teşhis, tedavi ve bakımla ilgili ayrıntıların yanısıra cinsel yolla
bulaşan bütün hastalıkları, özellikle HIV/AIDS’i içine alan, kapsamlı
bir yasal çerçeveye ihtiyaç vardır. Mevzuattaki değişiklikler, hem AIDS
ile yaşayan bireylere karşı ayırımcılığı ve damgalanmalarını önlenmeye
yönelik unsurları hem de insan haklarına özel bir önem verilmesini ve
etik hususları içermelidir.
1996’da tesis edilen Ulusal AIDS Komisyonu’nun temel hedefi, HIV/AIDS’e
karşı ulusal müdahalenin çapını genişletmektedir. Komisyon’a Sağlık Bakanı
başkanlık etmekte, bir ulusal Sivil Toplum Kuruluşu olan, Türkiye Aile
Planlaması Derneği de sekreterya hizmetlerini yürütmektedir. Türkiye Aile
Planlaması Derneği, Sağlık Bakanlığı’nın gözetiminde Ulusal AIDS Komisyonu’nun
faaliyetlerini düzenler. Ulusal AIDS Komisyonu 1996 yılında kamu kurumlarından,
akademilerden ve Sivil Toplum Kuruluşları’ndan 30 ulusal taydaşın katkılarıyla
milli hedef ve stratejileri saptamış ve önlenme, teşhis-tedavi ve sosyal
destek, bilgi yayma ve araştırma başlıklarından oluşan bir eylem planı
hazırlamıştır
Ulusal eylem planı, hem devletin yeterli taahhüt ve karalılığının olmaması
hem de kaynak yokluğuna bağlı olarak uygulamaya konamamıştır. Bu konudaki
açık ve asli sorumluluklarına rağmen Sağlık Bakanlığı, ulusal paydaşların
HIV/AIDS’e karşı ulusal müdahalenin güçlendirilmesi doğrultusunda yönlendirilmesinde
liderlik görevini yeterince yerine getirememiştir. Ulusal AIDS Komisyonu
Mayıs 2002’ye kadar yaklaşık iki yıl boyunca, ulusal Sivil Toplum Kuruluşları
ve BM HIV/AIDS Tema Grubu’nun teşvikiyle yeniden harekete geçirilinceye
kadar, herhangi bir faaliyette bulunmamıştır. Son toplantıda Ulusal AIDS
Komisyonu’nun işletimsel yapısı, etkin, zamanında ve esnek bir biçimde
görevini yapmasını garanti etmek için yeniden gözden geçirilmiştir. Son
günlerde bir grup uzman, HIV/AIDS konusunda Taahhüt Deklarasyonu’nun ilkeleri
uyarınca, ulusal hedeflerin, stratejilerin ve ulusal eylem planının revizyonuyla
ilgilenmektedirler.
HIV/AIDS’e karşı mücadelede en faal ve özverili ulusal paydaşlar Sivil
Toplum Kuruluşları olmuştur. HIV/AIDS ile ilgili Sivil Toplum Kuruluşları’nın
büyük bir çoğunluğu, tıp fakültelerinin klinik mikrobiyoloji veya infeksiyöz
hastalıklar bölümlerinde çalışan akademisyenlerin önderliğinde faaliyet
göstermektedir. Faaliyetlerinin boyutu sınırlıdır ancak çoğu, savunuculuk
ve adölesanlar, öğrenciler, halk ve uzmanlık gerektiren spesifik gruplar
için eğitim programları, materyallerin yayınlanması, vb. gibi bilgilendirme,
eğitim ve iletişim faaliyetlerinde deneyimlidir. Öte yandan bazı en deneyimli
Sivil Toplum Kuruluşları’nın görev alanı, HIV/AIDS ile ilgili faaliyetleri
de zorunlu olarak içeren üreme sağlığı ve cinsel sağlıktır.
BM organlarının HIV/AIDS’e ulusal müdahaleye parça parça katkıları,
2001 yılında BM HIV/AIDS Tema Grubu’nun kurulmasıyla birleştirilmiştir.
Türkiye’deki BM HIV/AIDS Tema Grubu, HIV’in yayılmasını önlemeye yönelik
ulusal müdahaleyi güçlendirmeyi ve desteklemeyi, bireylerin ve toplulukların
HIV/AIDS’e karşı savunmasızlığını azaltmayı ve kaynakları ortak bir fonda
toplayarak ve kurucu organlarının faaliyetlerini koordine ederek, epideminin
etkisini hafifletmeyi ve çeşitli ulusal kuruluşları desteklemeyi hedeflemektedir.
Tam gün görev yapan bir BM HIV/AIDS danışmanı, hem Ulusal AIDS Komisyonu’nun
üyeleri hem de epidemiyle ilgilenen spesifik kuruluşlar olarak, ulusal
ortakları harekete geçirmek için uğraş vermektedir. Danışman ayrıca, bu
amaçla hazırlanmış durum analizini gözönünde bulundurarak, HIV/AIDS’e
karşı kurumsal çabaların artırılmasını destekler.
HIV/AIDS’e Karşı Mücadelede Avantajlar
Türkiye’deki bazı lehte koşullar, HIV/AIDS’e karşı mücadelede bir kısmı
avantajlar sağlar. Bunlardan biri hala topluma hakim olan geleneksel davranış
kuralları ve toplumsal baskıdır. Şerefle ilgili görüşlerle birleşen güçlü
toplumsal kontrolün etkisi, hem kırsal hem de kentsel alanlarda görülen
- başka şeylerin yanısıra – düşük boşanma oranları; rasgele cinsel ilişki
ve evlilik dışı ilişkilere karşı gösterilen sert tepki; özellikle kızlarda,
oldukça yüksek ilk cinsel deneyim yaşı; sıkı aile ve akrabalık bağları,
vb. ile kendini göstermektedir.
Güçlü toplumsal kontrol ayrıca, uyuşturucu madde kullanımı, homoseksüellik,
vb. gibi yaşam biçimlerini, bazı onaylanmayan davranışları ve bunların
açığa vurulmasını engeller. Sonuç olarak, yapılan akademik araştırmalara
göre, uyuşturucu madde bağımlılarının ve homoseksüellerin oranı bölgedeki
diğer ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça düşüktür. Bu da cinsel yolla
bulaşan hastalıklar veya HIV/AIDS riskinin göreli olarak düşük olduğunu
ima eder.
Mevcut sağlık bakım sisteminin ciddi sorunları bulunmaktadır ve radikal
bir reforma gerek vardır. Buna karşın sağlık sistem, önemli miktarda eğitimli
personele, yeterli sağlık altyapısına ve oldukça uzun süreli bir kurumsal
deneyime sahiptir.
Özellikle Ulusal AIDS Komisyonu’nun kurulmasından sonra alınan koruyucu
önlemler, virüsün yayılmasının kontrol altına alınmasına katkıda bulunmuş
ve halkın geneli içine sızmasını önemli ölçüde engellemiştir. Esasen HIV/AIDS’in
önlenmesine ilişkin faaliyetler bölge ülkeleriyle aynı dönemde başlatılmıştır,
ancak devletin konuya verdiği önem sürekli kılınamamıştır.
HIV/AIDS’in önlenmesi konusunda faal olan çok sayıda Sivil Toplum Kuruluşu
vardır. STK’lar sınırlı kaynaklarına rağmen hem önleme faaliyetlerine
aktif olarak katılarak hem de devletin faaliyetlerini hızlandırarak, tam
destek verirler. STK’lar aynı zamanda, devleti harekete geçmeye sevkeden
etmenlerdir.
Kitle iletişim araçları, özellikle televizyon, HIV/AIDS konusunda en etkili
bilgi kaynaklarıdır. Bireyler ulusal televizyon kanallarının yayınlarını
ülkenin her tarafından seyredebildikleri gibi alıcıları olması halinde
dünyanın farklı yörelerinden de izleyebilmektedirler. Araştırmalar, televizyon
programlarının hem bilginin yayılması hem de bireysel davranışların değiştirilmesi
üzerinde büyük etkisi olduğunu göstermektedir.
Türkiye’nin HIV/AIDS Karşısında Dezavantajları
Öte yandan Türkiye’nin bazı özellikleri veya koşulları, HIV/AIDS dahil
olmak üzere, cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı verilen mücadelede
aleyhtedir. Örneğin, çocukların ve gençlerin oluşturduğu nüfus grubu (0-25
yaş grubu) toplam nüfusun yarısını meydana getirir. Büyük ölçüde hareketlidir
ve özgür yaşam biçimlerine ve güvenli olmayan cinsel deneyimlere açıktır.
Dolayısıyla cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS açısından duyarlı
ve savunmasızdır.
Esas olarak gençlerin üreme ve cinsel sağlığı üzerinde odaklanan, genç
dostu sağlık bakım hizmetleri mevcut değildir.
Bilgi teknolojilerindeki gelişmeler, genişleyen iletişim ağları ve kent
biçimi yaşamın giderek artan hakimiyeti neticesi, geleneksel davranış
kurallarının yerini cinsel deneyime açıklığı ve cinselliğin sergilenmesini
kolaylaştıran, fazla sert olmayan, özgür bir davranış biçimi almaktadır.
Dinamik bir nüfus yapısı vardır ve kentleşme süreci halen devam etmektedir.
Kır nüfusunun kent nüfusuna oranı ve yurt dışına göç oranı özellikle emek
gücüne katılma yaşındaki nüfus grubu içinde yüksektir.
Coğrafi açıdan ülke uluslararası seyahat ve ticaret yollarının kavşak
noktalarında bulunmaktadır. Aynı zamanda, cinsel yolla bulaşan hastalıklar
ve HIV/AIDS insidans oranlarının yüksek olduğu ülkelere yakındır. Afrika
ülkelerinden yasadışı yollarla gelen erkek işçilerin kontrolsüz akını
ve Doğu Avrupa ülkelerinden gelen seks işçileri, cinsel yolla bulaşan
hastalıklar ve HIV/AIDS tehdidini birkaç kat artırmaktadır.
Homoseksüeller – travestiler ve transseksüeller dahil olmak üzere, kayıt
dışı (illegal) seks işçilerinin yoğun olarak görülmeleri, özellikle üç
büyük kentte, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS riskini artırarak,
kamu sağlığını ciddi bir biçimde tehdit etmektedir.
Geçen on yıl içinde ülkenin bazı kısımlarında, ayrılıkçı terörist eylemlerin
arttığı zamanlarda sağlık, eğitim, toplumsal hizmetler gibi temel kamu
hizmetlerinin sunumu geçici olarak sınırlandırılmak veya ertelenmek zorunda
kalınmıştır. Devletin terörizmden etkilenen bu bölgelerde temel hizmetleri
re-organize etme çabaları henüz sonuçlanmamıştır.
1999 yılında yaşanan depremler gibi doğal afetlerden etkilenen bölgelerde,
temel hizmetlerin sunumunun rehabilitasyonu dahil olmak üzere yapılan
çalışmalar, büyük ölçüde tamamlanmıştır. Ancak, HIV/AIDS önleme programlarını
da içine alan kamu sağlığı hizmetleri bu bölgelerde, yeterli kaynak bulunamamasına
bağlı olarak tatmin edici bir biçimde yerleştirilememiştir.
Yeni bin yılın gelişiyle birlikte yaşanan ekonomik krizler, ekonomi üzerinde
olduğu kadar toplum üzerinde de yaşam standartları, alım gücü, gelir dağılımı,
temel hizmetlerin sağlanması ve bu hizmetlere erişim vb. yıkıcı etkilerin
gelişmesine yardımcı olmuş ve HIV/AIDS epidemisi karşısında savunmasızlığı
artırmıştır.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS ile mücadele konusunda devlet
taahhüdünün uygulanmaya yeterince yansımaması en önemli engellerden biridir.
HIV/AIDS Sağlık Bakanlığı’nın öncelikli konuları arasında değildir.
Merkezi düzeyde, Sağlık Bakanlığı’nın ne kurumsal yapısı ne de insan gücü,
HIV/AIDS dahil olmak üzere, cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemeye
yönelik ulusal politikalar ve programlar tasarlamaya, uygulamaya, izlemeye
ve değerlendirmeye yeterli değildir. Öte yandan yerel düzeyde, İl Sağlık
Müdürlükleri’nin HIV/AIDS dahil olmak üzere, cinsel yolla bulaşan hastalıklar
için il düzeyinde veya yerel düzeyde herhangi bir önleme programı yoktur.
İl birimlerinin uzmanlık düzeyinin, cinsel yolla bulaşan hastalıkların
ve HIV/AIDS’in izlenmesi, değerlendirilmesi ve bildirilmesiyle ilgili
önemli sorumlulukları yerine getirebilecek şekilde yükseltilmesine ihtiyaç
vardır.
Ulusal AIDS Komisyonu, ulusal paydaşların, bilhassa Sağlık Bakanlığı’nın
ve ilgili kamu kurumlarının, yeterince kararlı olmamaları nedeniyle etkili
değildir. Dört yıldan uzun bir süredir ilgili Bakanlıklar’ın ve kurumların
rafa kaldırdığı ulusal strateji ve eylem planının, HIV/AIDS konusunda
Taahhüt Deklarasyonu’nda vurgulanan ilkelere göre yeniden gözden geçirilmesi
ve güncelleştirilmesi gerekmektedir. Eylem Planı’nın uygulanabilmesi için
devletin kararlılığının garanti edilmesi gerekmektedir.
Evlilik öncesi test yapılması ve bazı nüfus gruplarına test zorunluluğu
gibi birtakım uygulamaların yasal dayanağıyla ilgili önemli belirsizliklerin
açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bazı uygulamaların yasal dayanağının
da, insan haklarının uluslararası yönlendirici ilkeleri doğrultusunda
yapılacak, yasal düzenlemelerle güçlendirilmesi önem arz etmektedir.
AIDS ile yaşayan bireylere sağlanan test, tedavi, bakım, takip ve destek
gibi bazı uygulamalara ilişkin etik ilkelerin belirlenmesi gerekmektedir.
Etik ilkelerin uygulanması her zaman ve zeminde garanti altına alınmalıdır
ve bu dikkatle izlenmelidir.
Stratejik Eylem için Tavsiyeler
HIV/AIDS dahil, cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesi, iyi tasarlanmış
ve denenmiş sektörler arası girişimleri, izlemeyi ve değerlendirmeyi gerektirir.
Yukarıda sözü edilen sorunlara ve ihtiyaçlara yanıt olarak, stratejik
eylem için başlıca tavsiyeler şunlardır:
A – Sürveyans Sistemi ve Veri Toplama
HIV/AIDS dahil, cinsel yolla bulaşan hastalıklardaki ilerlemenin sistematik
bir biçimde izlenmesinin garanti edilmesi için, CYBH sürveyans faaliyetleri
temel düzeyde gözden geçirilmelidir. Savunmasız nüfus gruplarında prevelans
değerlendirmesi; anti-mikrobiyal direncin izlenmesi; sendrom etiyolojilerinin
değerlendirilmesi; ve salgınların araştırılması, CYBH sendromik yönetim
algoritmaları, vb. gibi özel çalışmaların, uygulanabilirlikleri gözden
geçirilmelidir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS dahil, infeksiyöz hastalıklara
karşı Sağlık Bakanlığı’nın girişimlerinin etkililiğini ve etkinliğini
artırmak ve bütün kuruma zamanında, doğru ve eksiksiz bilgi akışını sağlamak
amacıyla Sağlık Enformasyon Sistemi’nin yaygın biçimde kullanılma geçirilmesi
gerekmektedir.
Sürveyans sistemini güçlendirmek amacıyla, cinsel yolla bulaşan hastalıklar
için standart vaka tanımlarının kullanılması, özel muayenehanelerinde
çalışan uzmanlar da dahil olmak üzere, ülke genelinde teşvik edilmelidir.
Hastalık trendlerini izlemek ve yüksek risk altındaki illeri ve nüfus
gruplarını belirlemek için tasarlanan ve kurulan Bilgisayar Destekli Epidemiyolojik
Enformasyon Sistemi’nin, alandan gelen güncel, güvenilir ve eksiksiz bilgiyle
desteklenmesi gerekmektedir.
Vaka bildirimlerinde kullanılmakta olan mevcut formların (Ek I ve II)
uygulanabilirliği ve fizibilitesi, daha iyi ve her açıdan yanıt veren
raporlamayı garanti edecek şekilde değerlendirilmelidir. Eksik bildirimin
boyutları ve nedenleri özel çalışmalar vasıtasıyla değerlendirilmelidir.
Özel sektörün kapsamlı bir şekilde bildirimde bulunmasını garanti etmek
amacıyla, kamu ve özel sektör arasında ortaklıklar geliştirilmelidir.
Kamu ve özel sektörde aile planması hizmetleri ve jinekolojik bakım sağlayan
klinik tedavi uzmanları, cinsel yolla bulaşan hastalıkları bildirmeleri
için teşvik edilmelidirler.
Halihazırda laboratuvar hizmetlerin mevcut bulunduğu yerlerde, klinik
tedavi uzmanları ayrıca tanılayıcı testlerle asempotomatik hastaların
rutin olarak taranması için de teşvik edilebilirler. Tarama testlerinin
seçimi ve kullanılması, hastalığın yerel prevelansına ve tanılayıcı testin
maliyetine bağlı olabilir.
İnfekte bireyler için yönlendirici ve yardımcı bir takip sistemi oluşturulmalıdır.
Sürveyans sistemine geribildirim sağlamak için, HIV/AIDS’in yayılımının
izlenmesini hedefleyen akademik çalışmalar teşvik edilmelidir.
B – Test, Teşhis ve Tedavi
Danışmanlık hizmeti verme olanaklarına sahip, gönüllülük ve gizlilik esasına
dayalı test merkezlerinin kurulması desteklenmelidir.
Hem kamu hem de özel sektör hizmet sağlayıcılarının, HIV/AIDS dahil cinsel
yolla bulaşan hastalıkların standart vaka yönetiminde protokollerden ve
yönlendirici ilkelerden yararlanmaları geliştirilmelidir.
Genç dostu üreme sağlığı ve cinsel sağlık hizmetleri teşvik edilmelidir.
Kuzey, Güney ve Doğu bölgelerindeki birer ilde, onay / referans merkezlerinin
kurulması fikri gözden geçirilmelidir.
Algoritmik standartları korumak için referans doğrulama merkezleri arasında
iletişim olması sağlanmalıdır.
Danışmanlık hizmeti alınmadan, evlerde bireysel kullanıma yönelik hızlı
test kitlerini teşvik girişimleri önlenmelidir.
Kamu sağlık kurumları, sosyal güvenlik kurumları ve Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışma Vakıfları’nın temsilcileri arasındaki koordinasyonu geliştirerek
ve iletişimi artırarak, antiretroviral terapinin kesilmesi veya sonlandırılmasına
yol açan finansal problemler ortadan kaldırılmalıdır.
HIV/AIDS’in ve CYBH’ın bulaşmasını önlemek için, topluluk liderleri tarafından
düzenlenen toplu sünnet kampanyalarında yeni ve steril tıbbi ekipmanın
kullanılması teşvik edilmelidir.
C – Bilgilendirme – Eğitim – İletişim ve Yetiştirme
Hem ilgili kamu hizmeti sağlayıcılarında ve savunmasız nüfus gruplarında
hem de halkın genelinde farkındalığı artırmak için, cinsel yolla bulaşan
hastalıkların ve HIV/AIDS’in önlenmesini hedefleyen, cinsiyete duyarlı
Bilgilendirme – Eğitim – İletişim faaliyetleri desteklenmelidir.
Bireylerin, korunma, önleme, danışma, test, tedavi ve benzeri konularda
bilgiye ulaşması olanağı ve kolaylığı artırılmalıdır.
Gençlere, CYBH ve HIV/AIDS hakkında gerekli bilgi sağlanmalıdır. Gençler,
bilgiyi eyleme dönüştürebilecek yaşam becerileriyle donatılmalıdır.
İlköğretim ve lise müfredatında yer alan sağlık eğitiminin kapsamı, HIV/AIDS
konusunda yeterli altyapıyı sağlayacak şekilde tekrar gözden geçirilmelidir.
Saldırgan etkilere açık spesifik gruplar ve risk grupları için tasarlanmış
akran eğitimi programları teşvik edilmelidir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve özellikle HIV/AIDS ile ilgili konular,
üniversite müfredatına ve sağlık personeline yönelik hizmet içi eğitim
programlarına dahil edilmelidir.
D – Savunuculuk
HIV antikor testinin bir HIV/AIDS önleme ve müdahale yöntemi olduğuna
dair yaygın inanış yok edilmelidir.
Toplantılar, atölye çalışmaları ve konferanslar vasıtasıyla epideminin
riskleri ve yaratacağı sonuçlar politika yapıcılara, karar organlarına
ve gazetecilere anlatılmalıdır.
Cinsiyete duyarlı müdahaleler teşvik edilmelidir.
İşlevsel bir Ulusal AIDS Komisyonu’na olan ihtiyaç vurgulanmalı ve savunulmalıdır.
Dünya AIDS Günü, ulusal tepkiyi körükleyecek önemli bir fırsat olarak
kullanılmalıdır.
Medya mensupları AIDS ile yaşayan bireylere yönelik ayırımcılığa ve onların
damgalanmalarına karşı duyarlı kılınmalıdır, önleyici müdahalelerin etkili
olması için medya desteği temin edilmelidir.
E – Teknik Destek
Sağlık Bakanlığı teknik yönden, özellikle iyi çalışan bir sürveyans sistemi
oluşturulmasında, desteklenmelidir.
Referans merkezlerine gerekli teknik yardımlar sağlanmalıdır.
Referans merkezleri arasındaki iletişim teşvik edilmelidir.
Hizmet içi eğitim kursları vasıtasıyla laboratuvar personelinin niteliği
geliştirilmelidir.
Danışmanlık hizmetleri geliştirilmeli ve danışman eğitimi programları
teşvik edilmelidir.
F – Araştırma ve Geliştirme
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS ile ilgili akademik çalışmalar
teşvik edilmelidir.
İlgili kuruluşlara geribildirim sağlamak için ticari seks pazarı değerlendirilmeli
ve izlenmelidir.
İntravenöz madde bağımlılarına yönelik hızlı değerlendirmeler yapılmalıdır.
HIV infeksiyonun ve intravenöz madde bağımlılığının birarada var olmasının
etkileri, risk azaltma programları vasıtasıyla hafifletilmelidir.
HIV epidemisinin çok sektörlü sonuçları değerlendirilmelidir.
G – Koordinasyon & İşbirliği
Sağlık Bakanlığı AIDS’e karşı savaşta, harekete geçirici lider olmak,
kaynakları seferber etmek ve etkili müdahaleleri teşvik etmek için, stratejik
olanakların merkezinde bulunmalıdır.
Sağlık Bakanlığı, bakım ve destek sağlayarak, bireylerin ve toplulukların
HIV/AIDS karşısında savunmasızlığını azaltarak ve epideminin etkilerini
hafifleterek, HIV’in bulaşmasını önlemeyi hedefleyen genişletilmiş bir
müdahaleyi yönlendirir, güçlendirir ve desteklerken, ulusal ortaklar arasında
işbirliği ve yardımlaşma da özendirilmeli ve teşvik edilmelidir.
Sağlık Bakanlığı’nın önderliğinde, Ulusal AIDS Komisyonu’nun politika
/ strateji geliştiren bir kuruluş işlevine sahip olması desteklenmelidir.
Ulusal strateji ve ulusal eylem planı yeniden gözden geçirilmeli ve güncelleştirilmelidir.
Sivil Toplum Kuruluşları ağı desteklenmeli ve güçlendirilmelidir.
Erkeklerin, ailelerin ve çocukların korunmasındaki sorumlulukları daha
fazla vurgulanarak erkeklerin ilgisi teşvik edilmelidir.
Ticari seks pazarını kontrol edebilmek ve izleyebilmek için, sağlık, güvenlik,
adalet, yerel yönetimler vb farklı sektörler arasında işbirliğinin kurulması
kolaylaştırılmalı, teşvik edilmeli ve geliştirilmelidir. Bu alandaki uluslararası
işbirliği de teşvik edilmelidir.
Uluslararası yardım kuruluşları arasında işbirliği ve iletişim geliştirilmelidir.
BM sistemi organlar arası iletişim, Tema Grubu’nun BM HIV/AIDS çalışma
planında açıkça belirtilen faaliyetleri çerçevesinde teşvik edilmeli ve
sürdürülmelidir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS ile ilgili konular, toplumsal
ve ekonomik sektörlerdeki uygun projelerin temel görüşü haline getirilmelidir.
H – Organizasyon ve Mevzuat
Cinsel yolla bulaşan hastalıklara ve HIV/AIDS’e karşı ulusal müdahalenin
çapını genişletmek için Sağlık Bakanlığı’nın ilgili biriminin re-organizasyonu
teşvik edilmeli ve desteklenmelidir.
Sağlık Bakanlığı’nın HIV/AIDS alanındaki önderliği sürdürülmeli ve geliştirilmelidir.
HIV/AIDS dahil, cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili konular, özellikle
insan hakları ve uygulamaların etik yönleri vurgulanarak, sağlık mevzuatına
entegre edilmelidir.
Evlilik öncesi test yapılması, spesifik nüfus gruplarına zorunlu test
yapılması, vb. gibi genellikle mevzuatın yazılış tarzından kaynaklanan
farklı uygulamalar ortadan kaldırılmalıdır. İsimsiz, gönüllü ve gizlilik
esasına dayalı test, yasa vasıtasıyla uygulamaya konmalıdır.
Genel Kadınları ve Genel Evlerin Tabi Olacakları Hükümler ve Fuhuş Yüzünden
Bulaşan Hastalıklarla Mücadele Tüzüğü’nün kanunla düzenlenmesi desteklenmelidir. Dövme yaptırırken önemler alınırsa hiçbir şekilde bir hastalık bulaşmaz.
Anasayfa
|